Dijital rehber

Ayasofya + Yerebatan ile gezebileceğin 2 yer: saatler, kapalı günler, giriş ve buluşma noktaları, sesli rehber metinleri. Yazdırabilir ya da PDF olarak kaydedebilirsin.

Bilet sayfasına dön
  1. Ayasofya
  2. Yerebatan Sarnıcı
1

Ayasofya

Sultanahmet

Saatler
Her gün · namaz vakitlerinde ziyarete kısa ara
Kapalı günler
Her gün açık
Namaz vakti
Cami; namaz vakitlerinde ziyarete yaklaşık 30–90 dakikalık aralar verilir. Ziyaret günü bilet sayfasında o günün saatlerini görürsün.
Kuyruk
Kapıda ortalama 50 dk, biletle yaklaşık 5 dk
Giriş
Ayasofya · yol tarifi (41.00860, 28.98020)

İpucu: Cami olarak ibadete açık; ziyaretçiler ayrı girişten üst galeriye çıkar. Omuz ve diz kapalı olmalı, kadınlar için başörtüsü gerekir; girişte örtü verilir.

Sesli rehber: Ayasofya · yaklaşık 5 dk

Bin beş yüz yıllık bir yapının içinde, galeri katında yürüyeceğiz. Her durakta durup etrafına bakman yeterli.

  1. Kapıda: üçüncü Ayasofya

    Şu an gördüğün yapı, bu tepede yükselen üçüncü Ayasofya. İlk ikisi yangınlarda yok oldu. Bugünkü yapıyı İmparator Birinci Justinianus, beş yüz otuz iki yılındaki Nika ayaklanmasında ikinci yapı yandıktan hemen sonra yaptırdı. İşin başında iki bilgin vardı: Trallesli Anthemios ve Miletli İsidoros. İkisi de aslında matematikçiydi. Çalışma inanılmaz bir hızla ilerledi ve kilise beş yıl sonra, beş yüz otuz yedi yılında açıldı. Dışarıdan bakınca gördüğün kalın payandalar ve minareler ise sonraki yüzyıllarda eklendi. Yani bu bina, tek bir dönemin değil, bin beş yüz yılın üst üste binmiş hâli.

  2. Kubbenin altında

    Başını kaldır. Kubbenin çapı otuz metreyi aşar, zeminden yüksekliği yaklaşık elli beş metredir. İlk kubbe, beş yüz elli sekiz yılındaki depremlerden sonra çöktü. Yerine daha dik ve daha yüksek bir kubbe yapıldı. Kubbenin eteğinde kırk pencere sıralanır. Gün içinde ışık bu pencerelerden girdiği için kubbe, duvarlara oturmuyor da havada asılı duruyormuş gibi görünür. O dönemin yazarları da tam olarak bunu anlatmış: gökten sarkıtılmış bir kubbe. Yüzyıllar boyunca depremler yapıyı defalarca sarstı; her seferinde onarıldı ve güçlendirildi.

  3. Büyük hat levhaları

    Aşağıda, ana mekânın köşelerinde asılı duran dev yuvarlak levhaları görüyorsun. Bunlar on dokuzuncu yüzyılda, Sultan Abdülmecid döneminde yapılan büyük onarım sırasında asıldı. Hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin elinden çıktılar. Üzerlerinde Allah, Hazreti Muhammed, dört halife ve Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin'in isimleri yazar. Her biri yedi metreyi aşan çapıyla, İslam dünyasının en büyük hat levhaları arasında sayılır. Biraz aşağıda, mihrabın apsisin tam ortasında değil, hafifçe yana kaymış olduğunu fark edebilirsin. Çünkü mihrap Mekke yönünü gösterir; kilisenin ekseni ise başka bir yöne bakar.

  4. Deesis mozaiği

    Galerinin bu bölümündeki büyük mozaik, Deesis sahnesi. Ortada İsa, iki yanında Meryem ve Vaftizci Yahya yer alır; ikisi de insanlık için ona yakarır. Mozaiğin alt kısmı büyük ölçüde kaybolmuş, ama yüzler hâlâ yerinde. Yüzlere biraz uzaktan bak: gölgeler, minicik taş parçalarının renk geçişleriyle verilmiş. Mozaiğin on üçüncü yüzyıla ait olduğu düşünülür. Bizans sanatının en ince işlenmiş örneklerinden biri sayılır ve İstanbul'a gelen sanat tarihçilerinin çoğu, Ayasofya'da en çok bu duvarın önünde durur.

  5. İmparatorlar ve bağışlar

    Biraz ilerideki iki pano, Bizans imparatorlarının kiliseye yaptığı bağışları anlatır. Birinde İsa'nın iki yanında İmparatoriçe Zoe ve kocası Dokuzuncu Konstantinos durur. Dikkatli bakarsan imparatorun yüzünün ve adının sonradan değiştirildiğini görürsün; Zoe hayatı boyunca üç kez evlendi ve panodaki koca da güncellendi. Diğer panoda Meryem ile çocuk İsa'nın yanında İkinci İoannes Komnenos ve eşi İrene vardır. İmparatorların elinde para kesesi ve belge tutması tesadüf değil: bu panolar, kiliseye verilen bağışların kalıcı bir kaydı gibidir.

  6. Apsis ve korkuluktaki iz

    Uzaktaki yarım kubbede, apsiste, Meryem ve kucağındaki çocuk İsa'yı görüyorsun. Bu mozaik sekiz yüz altmış yedi yılında açıldı. Ondan önceki dönemde, ikonakırıcılık adı verilen tartışmalı yıllarda kiliselerde figürlü tasvirler kaldırılmıştı; bu mozaik o dönemin ardından yapılan ilk büyük tasvirlerden biri. Galerinin mermer korkuluklarında ise çok daha sıradan bir iz var: yüzyıllar boyunca ziyaretçilerin kazıdığı yazılar. Bunların arasında İskandinav rün harfleriyle yazılmış bir isim de bulunur; muhtemelen imparatorun muhafız birliğinde görev yapan bir Viking askerine ait.

  7. Son durak: dört dönem, tek yapı

    Bin dört yüz elli üç yılında Fatih Sultan Mehmed şehri aldıktan sonra Ayasofya camiye çevrildi. Minareler farklı dönemlerde eklendi; Mimar Sinan yapıyı güçlendiren payandalarla bugünkü siluete katkıda bulundu. Bin dokuz yüz otuz dört yılında alınan kararla müze oldu, iki bin yirmi yılında yeniden cami olarak ibadete açıldı. Yani bugün durduğun galeri, kilise, cami, müze ve yeniden cami olarak geçen bin beş yüz yılın tanığı. Çıkarken avluya bir kez daha bak: bu kadar uzun süre ayakta kalabilmiş yapı dünyada çok azdır.

Dinle
2

Yerebatan Sarnıcı

Sultanahmet

Saatler
Her gün · akşam geç saate kadar açık
Kapalı günler
Her gün açık
Kuyruk
Kapıda ortalama 65 dk, biletle yaklaşık 5 dk
Giriş
Yerebatan Sarnıcı · yol tarifi (41.00840, 28.97790)

İpucu: İçerisi serin ve loştur; zemin yer yer ıslak olabilir. İki Medusa başı sarnıcın sol arka köşesindedir.

Sesli rehber: Yerebatan Sarnıcı · yaklaşık 4 dk

Sokağın birkaç metre altında, karanlıkta yürüyeceğiz. Gözlerin alışınca sütunlar tek tek ortaya çıkacak.

  1. Merdivenlerin dibinde

    Merdivenleri indin ve bin beş yüz yıllık bir su deposunun içindesin. Yerebatan Sarnıcı, altıncı yüzyılda İmparator Birinci Justinianus döneminde inşa edildi. Adını, üzerinde bulunan büyük bir bazilikadan alır. Halk ise ona Yerebatan Sarayı demiş; sütunların arasında yürüyünce nedenini anlarsın. Sarnıç, yakınlardaki Büyük Saray'ın ve çevresinin suyunu karşılardı. Su, şehrin dışındaki kaynaklardan kemerlerle taşınır, burada toplanırdı. Kuşatma ya da kuraklık zamanlarında bu tür sarnıçlar şehrin hayatta kalmasını sağlardı.

  2. Sütun ormanı

    Önünde uzanan sütunlara bak. Sarnıçta yaklaşık dokuz metre yüksekliğinde üç yüz otuz altı sütun vardır; on iki sıra hâlinde, her sırada yirmi sekiz sütun. Sütunların çoğu mermerdir ama başlıkları birbirine benzemez. Çünkü sarnıcı yapanlar, yeni sütun yontmak yerine eski yapılardan getirilen parçaları kullandı. Bu yüzden burada farklı üslupta başlıkları yan yana görürsün. Tavandaki tuğla tonozlar sütunların üzerine oturur. Yürürken sesinin nasıl yankılandığını fark et: burası aslında hiçbir zaman ziyaretçi için değil, suyu sessizce saklamak için yapıldı.

  3. Unutulan sarnıç

    Osmanlı döneminde şehrin su ihtiyacı daha çok akarsu sistemleri ve çeşmelerle karşılandığı için sarnıç zamanla unutuldu. On altıncı yüzyılda İstanbul'a gelen Fransız bilgin Petrus Gyllius, eski yapıların izini sürerken bu sarnıcı buldu. Anlattığına göre mahalle sakinleri evlerinin bodrumlarındaki deliklerden kova sarkıtıp su çekiyor, hatta balık tutuyordu. Kimse altında böyle büyük bir yapı olduğunu tam bilmiyordu. Gyllius bir sandala binip sütunların arasında dolaştı ve gördüklerini yazdı. Sarnıcın bugünkü ününde bu anlatının büyük payı vardır.

  4. Gözyaşı sütunu

    Yürüyüş yolunun yanında, gövdesi diğerlerinden farklı bir sütun göreceksin. Üzerinde göze ya da gözyaşı damlasına benzeyen oyma motifler vardır ve sürekli nemli durur. Bu yüzden halk arasında Ağlayan Sütun ya da Tavus Gözlü Sütun diye anılır. Benzer motifler, şehrin eski forumlarından birindeki sütunlarda da görülür; bu sütunun da oradan getirildiği düşünülür. Sarnıcı yapanların eski yapı parçalarını nasıl yeniden kullandığının en güzel örneklerinden biri bu sütun.

  5. Medusa başları

    Sarnıcın en ucunda, iki sütunun altında taştan oyulmuş iki Medusa başı durur. Biri yan, biri ters yerleştirilmiş. Medusa, mitolojide bakanı taşa çeviren bir figürdür ve antik çağda kötülükten koruduğuna inanılırdı. Bu başların nereden getirildiği bilinmiyor. Neden yan ve ters konulduklarına dair pek çok söylenti var, ama en akla yatkın açıklama oldukça sade: ustalar sütunu doğru yüksekliğe getirmek için bu blokları kaide olarak kullandı ve onları en iyi oturacak şekilde yerleştirdi.

  6. Bugünkü sarnıç

    Sarnıç, iki bin on yedi yılında başlayan kapsamlı bir onarımın ardından iki bin yirmi iki yılında yeniden ziyarete açıldı. Yapının depreme karşı güçlendirilmesi ve yeni yürüyüş yolları bu çalışmanın parçasıydı. Bugün ışıklandırma, sütunları ve su yüzeyini öne çıkaracak şekilde tasarlandı; zaman zaman sarnıçta sanat yerleştirmeleri de sergilenir. Sarnıç, filmlere de konu oldu; en bilineni bin dokuz yüz altmış üç yapımı bir James Bond filmi. Çıkarken bir kez daha geriye bak: bu karanlık, şehrin bin beş yüz yıl boyunca suyunu saklayan karanlık.

Dinle

Saatler ve kapalı günler mekânların duyurularına göre değişebilir; ziyaretten önce bilet sayfasındaki güncel bilgiye bak. Kitapçık 24 Ekim 2026 tarihinde hazırlandı.