Ayasofya sesli rehberi

Bin beş yüz yıllık bir yapının içinde, galeri katında yürüyeceğiz. Her durakta durup etrafına bakman yeterli.

Dinlemeye başla7 durak · yaklaşık 5 dk · Türkçe · cihazının sesiyle
  1. 1
    Kapıda: üçüncü Ayasofya

    Şu an gördüğün yapı, bu tepede yükselen üçüncü Ayasofya. İlk ikisi yangınlarda yok oldu. Bugünkü yapıyı İmparator Birinci Justinianus, beş yüz otuz iki yılındaki Nika ayaklanmasında ikinci yapı yandıktan hemen sonra yaptırdı. İşin başında iki bilgin vardı: Trallesli Anthemios ve Miletli İsidoros. İkisi de aslında matematikçiydi. Çalışma inanılmaz bir hızla ilerledi ve kilise beş yıl sonra, beş yüz otuz yedi yılında açıldı. Dışarıdan bakınca gördüğün kalın payandalar ve minareler ise sonraki yüzyıllarda eklendi. Yani bu bina, tek bir dönemin değil, bin beş yüz yılın üst üste binmiş hâli.

  2. 2
    Kubbenin altında

    Başını kaldır. Kubbenin çapı otuz metreyi aşar, zeminden yüksekliği yaklaşık elli beş metredir. İlk kubbe, beş yüz elli sekiz yılındaki depremlerden sonra çöktü. Yerine daha dik ve daha yüksek bir kubbe yapıldı. Kubbenin eteğinde kırk pencere sıralanır. Gün içinde ışık bu pencerelerden girdiği için kubbe, duvarlara oturmuyor da havada asılı duruyormuş gibi görünür. O dönemin yazarları da tam olarak bunu anlatmış: gökten sarkıtılmış bir kubbe. Yüzyıllar boyunca depremler yapıyı defalarca sarstı; her seferinde onarıldı ve güçlendirildi.

  3. 3
    Büyük hat levhaları

    Aşağıda, ana mekânın köşelerinde asılı duran dev yuvarlak levhaları görüyorsun. Bunlar on dokuzuncu yüzyılda, Sultan Abdülmecid döneminde yapılan büyük onarım sırasında asıldı. Hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin elinden çıktılar. Üzerlerinde Allah, Hazreti Muhammed, dört halife ve Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin'in isimleri yazar. Her biri yedi metreyi aşan çapıyla, İslam dünyasının en büyük hat levhaları arasında sayılır. Biraz aşağıda, mihrabın apsisin tam ortasında değil, hafifçe yana kaymış olduğunu fark edebilirsin. Çünkü mihrap Mekke yönünü gösterir; kilisenin ekseni ise başka bir yöne bakar.

  4. 4
    Deesis mozaiği

    Galerinin bu bölümündeki büyük mozaik, Deesis sahnesi. Ortada İsa, iki yanında Meryem ve Vaftizci Yahya yer alır; ikisi de insanlık için ona yakarır. Mozaiğin alt kısmı büyük ölçüde kaybolmuş, ama yüzler hâlâ yerinde. Yüzlere biraz uzaktan bak: gölgeler, minicik taş parçalarının renk geçişleriyle verilmiş. Mozaiğin on üçüncü yüzyıla ait olduğu düşünülür. Bizans sanatının en ince işlenmiş örneklerinden biri sayılır ve İstanbul'a gelen sanat tarihçilerinin çoğu, Ayasofya'da en çok bu duvarın önünde durur.

  5. 5
    İmparatorlar ve bağışlar

    Biraz ilerideki iki pano, Bizans imparatorlarının kiliseye yaptığı bağışları anlatır. Birinde İsa'nın iki yanında İmparatoriçe Zoe ve kocası Dokuzuncu Konstantinos durur. Dikkatli bakarsan imparatorun yüzünün ve adının sonradan değiştirildiğini görürsün; Zoe hayatı boyunca üç kez evlendi ve panodaki koca da güncellendi. Diğer panoda Meryem ile çocuk İsa'nın yanında İkinci İoannes Komnenos ve eşi İrene vardır. İmparatorların elinde para kesesi ve belge tutması tesadüf değil: bu panolar, kiliseye verilen bağışların kalıcı bir kaydı gibidir.

  6. 6
    Apsis ve korkuluktaki iz

    Uzaktaki yarım kubbede, apsiste, Meryem ve kucağındaki çocuk İsa'yı görüyorsun. Bu mozaik sekiz yüz altmış yedi yılında açıldı. Ondan önceki dönemde, ikonakırıcılık adı verilen tartışmalı yıllarda kiliselerde figürlü tasvirler kaldırılmıştı; bu mozaik o dönemin ardından yapılan ilk büyük tasvirlerden biri. Galerinin mermer korkuluklarında ise çok daha sıradan bir iz var: yüzyıllar boyunca ziyaretçilerin kazıdığı yazılar. Bunların arasında İskandinav rün harfleriyle yazılmış bir isim de bulunur; muhtemelen imparatorun muhafız birliğinde görev yapan bir Viking askerine ait.

  7. 7
    Son durak: dört dönem, tek yapı

    Bin dört yüz elli üç yılında Fatih Sultan Mehmed şehri aldıktan sonra Ayasofya camiye çevrildi. Minareler farklı dönemlerde eklendi; Mimar Sinan yapıyı güçlendiren payandalarla bugünkü siluete katkıda bulundu. Bin dokuz yüz otuz dört yılında alınan kararla müze oldu, iki bin yirmi yılında yeniden cami olarak ibadete açıldı. Yani bugün durduğun galeri, kilise, cami, müze ve yeniden cami olarak geçen bin beş yüz yılın tanığı. Çıkarken avluya bir kez daha bak: bu kadar uzun süre ayakta kalabilmiş yapı dünyada çok azdır.